8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Emektar Türk Anası
Makaleler

 

KÖYLERDE KIZLARIMIZ TUTULU KALMASIN

Kadın sorunları hep bildik sorunlarla her gün artarak karşımıza çıkıyor. Bu sorunların çözülmemesinin en ağır bilançosunu kim çekiyor acaba. Analar mı yoksa kız çocuklar mı?.Bunun tespitini şimdi anlatacağım hikaye ile size bırakıyorum.
Öyle zordayım ki abla, artık canımı çıkardım gözden ama fayda etmiyor. Canımın çıkması canımdan çıkan cananımı kurtarmama yetmiyor. Onu ben yeşertim, doğurdum, yok yoksulluk içinde büyüttüm. Yok yok daha büyütmekteyken dalımdan kopardılar. Yabana gitti kızım yabana hem de ne yabana. Babası yaşında birine çocuk yaşta çocuk yapmak için verildi. O çocuk daha çay bilen içmez çocuklar çay içmez diye, sümüğünü kol ağzına, göz yaşını çevirdiği entarisine siler. Ekmek arasına çay şekerini ıslatıp yemek için, iki kardeşini bakarken çocuğu olmayan bir adama kuma olarak verildi. Çocuk kusurunun kimden olduğu tespit edilmemiş bir adama. Şimdi gözüm ırakta gönlüm toprakta dolaşırım ta ki gözüm de gönlüm de toprağa  girene kadar. Çare bulun bu yazgıya, bu adete, bu töreye bu hükme bu zulme ne olur çare bulun. Çare bulun yoksulluğa. Yoksulluktur  cehaleti getiren insanı bitiren çocuğu yitirten yoksulluktur. Diye devam eden hikaye.

Bunları bir çırpıda sanki bir nefeste söyledi yüreği yaralı ana. Yüreğindeki yarasına eşit olmasa da benim de her geçen gün yüreğimde açılmış olan yaram büyüyor. Her gittiğim köyde konuştuğum kadın ya da kızın hikayesi içimi acıtıyor önümü göremez oluyordum. İçimin kararması çevremi de karartıyor, görmem bulanıklaşıyor bulanıklaşıyordu. Bu karanlık bir mum ışığı ile aydınlanacak mıydı acaba.

Giden gitmişti ve yaşayacaklarını beklerken. Kalan kalmıştı belirsiz acılı gün sayarak. Daha otuz sekizinde bir kadın Gülbeyaz. Bir ananın yaşayabileceği acılardan sadece birini yaşayan bir ana, yüzündeki asırlarca yaşanmışlığın çizgilerini taşıyarak. Bu ana canlı kalmaya çalışıyor yaşamaya değil. Çünkü yaşamak sadece soluk alıp vermek değildir. 

Şimdi ne yapmalıyım bu soruna nasıl bir çözüm üretmeliyim diye düşündüğümde sorgulamam gereken bir dizi, makam ve prosedürle karşılaşıyorum. Yasaların üzerinde tutulan gelenekselcilik, insani değerlerin üzerinde tutulan maddi yetersizliğe dayalı bir sorun. Eğer, emeği yüceltemeyen, her türden etnik ve inançsal renkteki evrensel insanı kucaklayamayan, esaslı demokrat damarı olmadığından kapılarını kadınlara açmakta zorlanan gerici insanlarsanız bu kadının orta yerde olan ayıbı ve günahı, vebali sizin boynuzda olacaktır.

Yrd. Doç. Dr. Aysel GÜVEN